17 Ekim 2026 Cumartesi 17:48:28


YORGUN DÜNYANIN EN TEHLİKELİ SESSİZLİĞİ

YORGUN DÜNYANIN EN TEHLİKELİ SESSİZLİĞİ

Yaşadığımız çağın en büyük sorunu yalnızca yoksulluk değildir. Savaşlar, ekonomik krizler, işsizlik ya da adaletsizlik de değildir. Bunların hepsinden daha tehlikeli olan şey, insanların bunları olağan kabul etmeye başlamasıdır. İnsanlık tarihi boyunca egemen sınıflar, yalnızca ekonomik güçleriyle değil, aynı zamanda düşünsel üstünlükleriyle de varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bir düzenin devam etmesi için insanların ona inanması gerekir. İşte tam da bu nedenle günümüzün en büyük başarısı, sömürünün görünmez hâle getirilmiş olmasıdır. Bugün milyonlarca insan, hayatı boyunca çalışmasına rağmen insanca yaşayacak koşullara sahip değildir. Gençler eğitim alır ama gelecek kuramaz. Emekliler ömürlerinin sonunda yoksullukla baş başa bırakılır. İşçiler ürettikleri zenginliğin yalnızca küçük bir kısmına erişebilir. Buna rağmen sistem kendisini "doğal" ve "kaçınılmaz" olarak sunmayı sürdürür. Oysa tarih bize hiçbir toplumsal düzenin sonsuza kadar sürmediğini göstermiştir. Köleci toplumlar yıkıldı. Feodal düzenler çöktü. Krallıklar devrildi. Bir zamanlar değişmez olduğu düşünülen bütün yapılar tarihin içinde yerlerini başka yapılara bıraktı. Bugünün ekonomik ve siyasal düzeni de aynı tarihsel yasaların dışında değildir. Bu noktada sol düşüncenin temel önemi ortaya çıkar. Sol, yalnızca mevcut sorunlara itiraz etmek değildir. Sol, bu sorunların nedenlerini araştırmak ve onları ortaya çıkaran ilişkileri değiştirme iddiası taşımaktır. Çünkü açlıkla mücadele etmek kadar açlığı üreten sistemi sorgulamak da gerekir. Ne var ki günümüzde umutsuzluk, örgütlü bir düşünceden daha hızlı yayılıyor. İnsanlar değişimin mümkün olduğuna değil, hiçbir şeyin değişmeyeceğine ikna edilmeye çalışılıyor. Tam da bu yüzden karamsarlık, çağımızın en güçlü ideolojik araçlarından biri hâline gelmiştir. Oysa tarih umutsuzların değil, mücadele edenlerin eseridir. Daha adil bir toplum talebi romantik bir hayal değildir. Emeğin sömürülmediği, eğitimin ve sağlığın piyasanın insafına bırakılmadığı, insan onurunun sermaye karşısında değersizleşmediği bir dünya istemek radikal değil, insani bir taleptir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, kurtarıcılar beklemek değil; düşünmek, sorgulamak ve toplumsal sorumluluğu yeniden hatırlamaktır. Çünkü değişim önce insanların zihninde başlar. Tarihin yönünü belirleyen de çoğu zaman tam olarak budur. Belki de çağımızın en devrimci davranışı, bize sürekli öğretilen çaresizliğe teslim olmamaktır.



Gönderen: Mehmet Kuloğlu
Eposta: mehmetkuloglu35@gmail.com
Telefon:
Facebook:
İnstagram: https://www.instagram.com/mehmetkulogluofficial?igsh=djI5OXBmajg1bGt3
X:

img

EDDERGİ

<p>EDDERGİ, edebiyatı, sanatı, d&uuml;ş&uuml;nceyi ve k&uuml;lt&uuml;rel &uuml;retimi dijital d&uuml;nyanın imkanlarıyla buluşturan bağımsız bir k&uuml;lt&uuml;r, sanat ve edebiyat platformudur. Mayıs 2022 yılında Mehmet Kuloğlu tarafından kurulan EDDERGİ, yeni nesil yazarların, şairlerin, tiyatrocuların, sinemacıların ve sanat &uuml;reticilerinin kendilerini &ouml;zg&uuml;rce ifade edebilecekleri bir yayın alanı oluşturmak amacıyla faaliyet g&ouml;stermektedir.</p>

Yorumlar

Başvuru Yap