YİRMİ YILIN ÖYKÜSÜ
"Boşa geçmiş bir yirmi yıl" diye fısıldadı kadın İkimizin de saçlarında aklar yoktu dedi Gözlerindeki yaşlar inerken ince ince Boş gözlerle seyrediyordu adam kadını Ne bir teselli ne bir teşekkür Ne acı ne de tatlı bir söz Hiçbir şey dökülmüyordu adamın dudaklarından Daha da çok acıdı kadının içi Ve bir o kadar da acıtmak istiyordu yıllardır sevdiğini... Kangren olmuş bir sevdaydı artık bu Kesseler de kesmeseler de ölecekti Adam kadını suçluyordu Kadın adamı... Bir yastığa baş koyup yaşlanmakla yetinebilirdi kadın Sevdiği adam yanında olsun istiyordu İyi günde kötü günde Çünkü böyle söz vermişlerdi birbirlerine Yıllar önce verdiğin sözler yıllarla beraber mi kayboldu dedi kadın Yılların hesabını sorarcasına Belli ki yıllara gömmüştü adam Sözlerini de sevgiyle bakan gözlerini de "Yoruldum" dedi adam Sevmekten sevilmekten Ve bütün bunların getirdiği yükümlülük ten Oysa bir yirmi yıl daha sevip sevilebilirdi kadın Bıkmadan, yorulmadan Yirmi yıllık anıların biriktiği bir defter misali o evi bırakıp çıktı kadın Yakıp yıkmak istedi önce Çünkü herşeye kokusu sinmişti adamın Kalıp gidenin ardından bakmaktanda Giden olup ardından bakılsın istedi kadın Peki kimdi en çok yanan Giden... Belki de kalan Belki de Yirmi yıllık iki ömürdü en çok yanıp harcanan Ve herkesin payına bir ateş düşmüştü Bu yirmi yıllık yangından.
Gönderen: Nihan Tan


Yorumlar
Yorum Yaz