UĞULTU
Akıp gidiyor zaman; insan ya hissettiklerinin acısını ya da düşündüklerinin cezasını çekiyor.
Nietzsche'nin dediği gibi: “Beni uzun süredir yalnız olduğu için yabanileşmiş, başı ağrıyan bir deli olarak düşünün.”
Çünkü ben, gözlerimin kapalı olduğunu yalnızlığımda anlayarak açtım. Bütün akıcılığıyla günü gün ardına ören hayatın, avuçlarımdan nasıl da akıp gittiğini anlattı bana yalnızlığımın kulağıma saklanan fısıltıları.
Kum tanelerine kapıldı bazen gözlerim. Kum saatinin bir tarafından diğer tarafına akarken o kum taneleri, yalnızlaştırıyordu o saatin zirvesini tattığını sanan tarafını. Ters çeviriyordu hayat durmadan o zaman çarkını, devam etsin diye bu aptal döngü.
İnsanlardan uzaklaştıkça benden geriye kalan son nefeslerimin imdadını duymaya başlıyordum. Her şeyi anladığını düşünenlerin kampına varmış ilgisizliğim sanki... Ve ben onların dilencisine dönüşmüşüm.
Anladığını düşünenler kadar, anlamak için düşünenler yok ki dünya kitabında oysa.
Ruhum kimsesizliğe bürünmüş, kalbimse yarı çıplak kalmıştı sefaletinin köşkünde. Ne seveni ne sevdiği vardı cihanında. Cengi başlamadan biten, arzularını avutan, öksüz bir kale gibi kendi tesellilerini ısıtıyordu.
Adabından susar, hayasından dilenirdi o dik duruşunu.
Hiçbiri bilmezdi oysa; ne ruhum, ne kalbim, ne de aklım... Kimsesizlik, sessizlik ve yalnızlığı öğretiyordu onlara; kendin gibi olmayı, kendine.
Yabancılar gibiymişim meğer kendime. Meğer ben de iyiliğimi düşündüğümü sanıyormuşum onlar gibi.
Ve bir gece sonunda gün doğdu bana da...
Pencere önünde, ölümü unutan gençler ve gençliği unutan yaşlılardan öte, yaşlanan gençler gibi baktım akıp geçen zamana.
Ve dedim kendi kendime:
"Başkaları gibi değil, kendin gibi ol kendine."
İyileştirdim ya ben o gün bütün yaralarımı, tüm özlemlerimi, tüm kimsesizliğimi, tüm sessizliğimi...
Siz neyi başardınız bilemem ama ben, başı ağrıyan deli elbisemle ben olmayı başardım galiba.
O gün bugündür derim her zaman kendime:
“Kendin gibi ol kendine, herkes gibi değil.”


Yorumlar
Yorum Yaz