17 Ekim 2026 Cumartesi 18:51:03


TARİHİN MOTORU HÂLÂ SINIF MÜCADELESİDİR

TARİHİN MOTORU HÂLÂ SINIF MÜCADELESİDİR

Sovyetler Birliği'nin çözülüşünden bu yana geçen yıllar boyunca egemen ideologlar, kapitalizmin insanlığın ulaşabileceği son toplumsal aşama olduğunu iddia ettiler. Liberal düşünürler "tarihin sonu" tezleriyle sınıf mücadelelerinin sona erdiğini, ideolojilerin önemini yitirdiğini ve piyasa ekonomisinin evrensel bir uzlaşı zemini yarattığını ileri sürdüler. Ancak geçen otuz yılın bilançosu, bu iddiaların tarihsel gerçeklik karşısında ne kadar temelsiz olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Marksizm-Leninizm açısından tarih, bireylerin iyi niyetleri ya da hükümetlerin tercihleri üzerinden değil, üretim ilişkileri ve sınıfsal çelişkiler üzerinden anlaşılır. Toplumların gelişimi, üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin yarattığı dönüşümler sonucunda gerçekleşir. Bugün kapitalist dünya sistemi tam da böylesi bir tarihsel tıkanma döneminden geçmektedir. Kapitalizmin temel çelişkisi, üretimin toplumsal karakteri ile mülkiyetin özel karakteri arasındaki karşıtlıktır. Milyonlarca emekçinin ortak üretimi sonucunda ortaya çıkan zenginlik, çok küçük bir sermaye sınıfının denetimi altında toplanmaktadır. Teknolojik gelişmeler üretkenliği artırırken yoksulluk ortadan kalkmamakta; aksine gelir eşitsizliği daha da derinleşmektedir. Kapitalizmin vaat ettiği refah, toplumun tamamına değil, sermaye sahiplerine yönelmektedir. Bugün yaşanan ekonomik krizler, işsizlik, güvencesiz çalışma biçimleri ve kamusal hizmetlerin tasfiyesi tesadüfi değildir. Bunlar kapitalist üretim tarzının doğal sonuçlarıdır. Marx'ın ortaya koyduğu artı-değer teorisi, emekçinin yarattığı değerin sistematik biçimde sermaye tarafından gasp edildiğini göstermektedir. Dolayısıyla sömürü, sistemin ahlaki bir kusuru değil; varlık koşuludur. Bu noktada Lenin'in emperyalizm çözümlemesi güncelliğini korumaktadır. Lenin, emperyalizmi kapitalizmin en yüksek aşaması olarak tanımlarken sermayenin merkezileşmesi, tekelleşmesi ve mali sermayenin egemenliği süreçlerine dikkat çekmiştir. Aradan geçen bir asırdan fazla zamana rağmen dünya ekonomisinin işleyişi bu tespitleri doğrulamaktadır. Uluslararası şirketler ve finans kuruluşları, birçok devletin ekonomik kapasitesini aşan güçlere ulaşmış durumdadır. Emperyalist rekabet ise bölgesel savaşlar, işgaller ve yeni bağımlılık ilişkileri üretmeye devam etmektedir. Türkiye'nin toplumsal yapısı da bu genel çelişkilerden bağımsız değildir. Özelleştirmeler, taşeronlaştırma, esnek çalışma modelleri ve kamusal alanın piyasalaştırılması, emekçi sınıfların yaşam koşullarını ağırlaştırmıştır. Bunun yanında ideolojik aygıtlar aracılığıyla sınıfsal gerçeklik görünmez kılınmaya çalışılmaktadır. İşçi ile patron aynı ulusal çıkarların parçasıymış gibi sunulmakta, sömürü ilişkileri bireysel başarı hikâyelerinin gölgesinde gizlenmektedir. Oysa Marksist analiz açısından toplum, uzlaşmış çıkar gruplarından değil; karşıt sınıflardan oluşur. İşçi sınıfı ile sermaye sınıfının tarihsel çıkarları birbirine zıttır. Birinin kârı diğerinin emeğine, birinin serveti diğerinin ürettiği değere dayanmaktadır. Bu nedenle sınıf mücadelesi ideolojik bir tercih değil, kapitalist toplumun nesnel gerçeğidir. Lenin'in en önemli katkılarından biri, bu nesnel gerçeğin kendiliğinden sosyalist bilince dönüşmeyeceğini ortaya koymasıdır. İşçi sınıfı ekonomik mücadeleler içerisinde kendiliğinden bir bilinç geliştirebilir; ancak siyasal bilinç ve devrimci teori örgütlü mücadele içerisinde şekillenir. Bu nedenle devrimci teori ile sınıf hareketinin birleşmesi tarihsel bir zorunluluktur. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz görev, kapitalizmin krizlerini yalnızca teşhis etmek değil; onların tarihsel sınırlarını da ortaya koymaktır. Çünkü Marksizm-Leninizm, mevcut düzenin eleştirisinden ibaret değildir. O, aynı zamanda insanlığın sömürüsüz ve sınıfsız bir geleceğe ulaşma potansiyelinin bilimsel açıklamasıdır. Tarih, durağan değil diyalektiktir. Hiçbir toplumsal düzen ebedi değildir. Kapitalizm de kendi iç çelişkilerini derinleştirerek tarihsel sınırlarına yaklaşmaktadır. Bu nedenle günümüzün temel sorusu, kapitalizmin krizlerinin olup olmadığı değil; bu krizlerin hangi toplumsal güçler tarafından ve hangi tarihsel doğrultuda aşılacağıdır. Marksizm-Leninizm'in güncelliği tam da burada yatmaktadır. Çünkü tarihin motoru hâlâ sınıf mücadelesidir ve insanlığın kurtuluşu, emekçi sınıfların kendi tarihsel rolünü kavrayabilmesinden geçmektedir.



Gönderen: Mehmet Kuloğlu
Eposta: mehmetkuloglu35@gmail.com
Telefon:
Facebook: https://www.facebook.com/share/1D3ceH6udy/
İnstagram: https://www.instagram.com/mehmetkulogluofficial?igsh=djI5OXBmajg1bGt3
X: https://x.com/Mehmetkuloglu_

img

EDDERGİ

<p>EDDERGİ, edebiyatı, sanatı, d&uuml;ş&uuml;nceyi ve k&uuml;lt&uuml;rel &uuml;retimi dijital d&uuml;nyanın imkanlarıyla buluşturan bağımsız bir k&uuml;lt&uuml;r, sanat ve edebiyat platformudur. Mayıs 2022 yılında Mehmet Kuloğlu tarafından kurulan EDDERGİ, yeni nesil yazarların, şairlerin, tiyatrocuların, sinemacıların ve sanat &uuml;reticilerinin kendilerini &ouml;zg&uuml;rce ifade edebilecekleri bir yayın alanı oluşturmak amacıyla faaliyet g&ouml;stermektedir.</p>

Yorumlar

Başvuru Yap