22 Ekim 2026 Perşembe 04:56:35


Sessiz Bir Zaman

Sessiz Bir Zaman

Bizden az uzaklıkta olan geçmişteki insanların derdine düştüm. Eminim onlar da kendilerine romantize edilmiş bir ortam kurup bir mum yakarak yazmaya çalışmıyorlardı. Ceplerinde hep küçük bir parça kâğıt taşıyor, açmaktan küçücük olmuş kurşun kalemleriyle içlerinin dalgalandığı her an bir iki cümle yazıp rahatlıyorlardı. Bir söz okumuştum: “Sana tek bir hak verildi, onda da kendini keşfetmeden mi gideceksin?” Sonra düşündüm; ben kendimde neyi keşfettim? Kendimde biraz daha derine indiğimde şunu fark ettim: Küçükken, her başım sıkıştığında eski bir defterimin arka sayfalarına öfkeli sözlerle derdimi anlatırdım. Bunu, sanki bir arkadaşıma anlatıyormuşum gibi ciddi bir iş olarak görürdüm. Sanırım küçükken kendime kattığım en güzel şeylerden biri buydu. Yazmak derdine düşünce insan çok kalabalık bir çevreye ihtiyaç duymuyor. Çünkü kalem ve kâğıt, insanın en vefalı dostlarından biri oluyor. Seni ne anlatırsan anlat dinliyor, istediğin zaman yanında oluyor, seni eleştirmiyor. Bir kere alıştın mı istediğin zaman, istediğin yerde yazabiliyorsun. Seni değiştirmiyor; sen de onun karşısında hep özgürce kendin olabiliyorsun. Bir şey mecburiyete dönüştüğünde, galiba biraz da sihrini kaybediyor. Yazmak için masanın başına oturup mutlaka güzel bir eser ortaya çıkarmalıyım diye düşündüğümde, kelimeler sanki benden uzaklaşıyor. Oysa içimden bir şeyler taşmaya başladığında, yazma isteği kendiliğinden geldiğinde kalemin ucundan dökülenler çok daha başka oluyor. Belki de yazmak, zorla çağırılmayı sevmiyor. Bazen kalemi bırakıp durmak, hiçbir şey yazmamak ve kendini sessizliğe bırakmak gerekiyor. Çünkü bazı cümleler masanın başında kurulmaz; insan yaşarken, susarken, beklerken birikir. Sonra zamanı geldiğinde, kendiliğinden kâğıda dökülürler. İlhamın da kendine ait bir zamanı var; onu beklemek, belki de yazmanın en sabırlı hâli. Gerçekten yazan insanın mekân algısı yoktur; yalnızca zamana ihtiyacı vardır. Sessiz bir zaman, içindekilerin dile gelmesi için en güzel zamandır. İnsan yazmaya başladığında aslında yalnız değildir. Kâğıt, insanın kendisini dinleyebildiği ilk dostlardan biridir. Ben yazmayı bir nimet olarak görüyorum. Allah’ın bana verdiği ilhamı değerlendirebildiğim her anı da kıymetli buluyorum. Hiçbir şeyi çok iyi bildiğimi iddia edemem. Belki de etmek istemem. Sade ve mütevazı bir yazar olarak yaş almayı, öğrendikçe yazmayı ve yazdıkça kendimi keşfetmeyi umut ediyorum. Çünkü belki de yazmak, insanın kendine bıraktığı en dürüst izdir.

Cesaret ve özveriyle kendi olup özgürce yazan, kelimeleriyle kalplere iz bırakan öncülerimize minnetle…



Gönderen: Rabia Özkıl
Eposta:
Telefon:
Facebook:
İnstagram:
X:

img

RABİA ÖZKIL

Yorumlar

Başvuru Yap