ÖRÜMCEĞİN SİNEĞE KAZAK ÖRDÜĞÜ BİR DÜNYA İSTİYORUM
Örümceğin sineğe kazak ördüğü bir dünya istiyorum.
Açlığın şefkate, korkunun meraka, avın misafirliğe dönüştüğü bir dünya... Ağların tuzak değil, ilmek ilmek örülen bir emeğin sabrını taşıdığı; kanatların kaçmak için değil, desen seçmek için çırpındığı bir dünya.
Bu evrende hiçbir canlı, doğduğu rolün mahkûmu değil. Kurt kuzuyu masaya davet ediyor; tilki tavuğun sesini dinliyor; yılan, deri değiştirmeyi ağaçlara sabrı öğretmek için kullanıyor. Güç, ezmekten vazgeçiyor. Zayıflık, utanılacak bir şey olmaktan çıkıyor.
Çünkü doğanın en büyük mucizesi kuralları değil, değişebilme ihtimalidir.
Belki de bize "doğal" diye öğretilen birçok şey, yalnızca uzun zamandır tekrar edilen bir alışkanlıktan ibarettir. Oysa sanat, tam da bu alışkanlıkların üzerine yürür. Ezberi bozar. İmkânsız görüneni mümkünmüş gibi anlatır ve insanı, gerçekliğin duvarlarında gizlenmiş başka kapılar olduğuna inandırır.
Ben, örümceğin sineğe kazak ördüğü o kapının ardındaki dünyayı seviyorum.
Çünkü orada düşmanlık yerini zarafete bırakıyor. Avcı ile av arasında artık ölüm değil, ölçü alırken omuza bırakılan bir mezura var. İğne, yaralamıyor; dikiyor. Ağ, yakalamıyor; ısıtıyor.
Belki hiçbir zaman böyle bir dünya kurulmayacak.
Ama insanlık, önce hayal edebildiği şeyleri değiştirebildi. Bu yüzden ben, doğanın ezberine değil; hayal gücünün cesaretine inanıyorum. Ve her şeyin tersine döndüğü o absürt evrende, belki ilk kez her şey olması gerektiği gibidir.


Yorumlar
Yorum Yaz