KÂHR
Kendimi bir evin içine yanlışlıkla girmiş, beyaz bir güvercin gibi hissediyorum artık. Çırpınarak varlığını hala farkedemediğim o cama çarpıp duruyorum. Sıkışmışım kaçamıyorum. Kurtulamıyorum. İki adım yana gitsem kurtulacağımı anlayamıyorum. İki adım yana gidemiyorum. Olduğum gibi, sürekli deneyip bir sonuca ulaşamadım halde aynı cama çarpıp bir şekilde kurtulmayı bekliyorum. Belki de beklemiyorum. Sadece yapıyorum. Artık ruhum yoruldu diyemiyorum. Artık bedenimin varlığını hissetmiyorum. Bazen, aslında dünyadan tamamiyle silinmiş bir bedene sahip olduğumu, hatta bu bedenin canlı bir şekilde gömülmüş olabileceğini, bu yüzden ruhumun terk edilmiş bir evin tozlarından kendine bir beden yapıp hala var olmaya çalıştığını düşünüyorum. Zorlanıyorum. Öyle güçlü bir rüzgar esse de ruhumu bile yok etse diye düşünüyorum. Yok olmadan tekrar varolamayacağımı biliyorum. Harap oluyorum. İnsanların gözlerine baktıkça kendimi unutuyorum. Kendi gözlerimi. Kendi düşlerimi. Hayal kurmadığım günleri özlüyorum. Var olmadığım bir dünyada yaşamaya çalışmanın yorgunluğuyla savaşıyorum. Kendimi gerçek kılamıyorum. Kimseye sarılamıyorum. Kimseyi sevemiyorum. Kendimi sevmekten çok korkuyorum. Bazen bu deliverici acıdan zevk aldığımı düşünüyorum. Kurtulmak istemediğimi farkediyorum. Düştüğüm kuyudan çıkarsam ne yapacağımı bilmiyorum. Gölgeleri seyrediyorum. Onlara asla ulaşamıyorum. Bana benzemeyen bu gölgelerle hayaller kurup gidişlerini izliyorum. Onlara dokunamıyorum. Kimseyi o ıslak, rutubet kokan, hastalıklı kuyuma alamıyorum. Birisi bana öyle bir sarılsın ki dışarıdan bedenimi bir başkası göremesin istiyorum. Bir salyangozun kabuğu misali. Evim olsun istiyorum. Etten kemikten bir evim olsun istiyorum. Kuyumdan başka bir yer bulamıyorum. Çamurlu, karanlık kuyumdan çıkamıyorum. Geceleri devirdikçe duvarlara karışan bir yosuna dönüşüyorum.


Yorumlar
Yorum Yaz