GARDIROP
Beni dinliyor gardırobum ve masam.
İniltlerimi yastıkla boğmama cevap veriyorlar. Sesimden bıktıklarını anlatıyorlar. Onlar eskidi; ne dediklerini bilmiyorlar.
Yaşlılar böyledir işte. Ömürleri beklemekle geçmiş.
Bekle, bekle, bekle...
Parayı bekle, aşkı bekle...
Çocuğu bekle, torunu bekle...
Bekle ve bekle...
Sonra da bekleyemeyenlere, sabırsızlara kinle bakarlar.
Normal olan bizleriz oysaki!
Kim akıllı ki bu deli dünyada?
Binlerce kilometre hızla dönerken uzayda, kim sordu gelmek istediğimi hayata?
Savaşın çığlığı asırlar önceden duyuluyor.
İletişime geçtiğim ruhlar, “Yol yakınken kaç.” diyor.
Düşünsene; bir şarkı yapıyorsun ve tam ortasında bitiyor.
Bu isteksizliği seksen yılla bitirmeyi en çok kim istiyor?
Ödüllendirin kendinizi varsa cesaretiniz.
Biz mi?
Aynalardaki kir gibiyiz.
Kendinizi görmek için işaret parmağınızla sildiğiniz...
“Disiplinli hayatlar yaşayın ve hayaller kurun.” dediniz.
Biz mi?
Cinayet yeri, kanlı bir evrağa dokunan çıplak el gibiyiz.
Delillerinizi yok etmek için bizim gibileri seçtiniz.
Siz, zayıftan da zayıftınız ama kıyafetlerinizle güçlü durmayı istediniz.
Gözlerinden ruhunu tanırım âdemoğlunun.
Kalbinizde taşıdığınız güçsüze tüm saygım.
Ah şu insanlar...
Bir gardırop kadar olamadılar.
Onca kıyafetin içinde, içi neyse dışı da o.
Kimisi maskeler taktı kendine, kimisi makyajlar...
Ah şu insanlar...
Herkes oldular, bir kendileri olamadılar.
Bir gardırobum, bir masam...
Eskise de bunaklığından söz ettirmez bir âna.
Mil çekilmiş gözlerime anlattır kitaplardan satırlar.
Yine saklayamaz korkaklığını koca koca adamlar.


Yorumlar
Yorum Yaz