FARK EDİLMEMENİN SANCISI
Yüreğin hiç paramparça oldu mu?
Düşüncelerin, cam kırıkları gibi kanattı mı içini?
Bir okyanusun karanlığında kayboldun mu hiç?
Işıksız kaldın mı, gökyüzü güneşken?
Anlayabildiler mi gözlerinden —
sen sustukça içinde batan o gemiyi?
Bahar tomurcukları gibi umutla baktığın yerleri,
kurak bir çöle çevirdiklerini fark ettiler mi?
Çocuk saflığıyla sarıldığın hayata,
yetiştirdiğin gülün dikeni batmadı mı eline?
Açtığı yarayı, gülün yaprağıyla sarmadın mı?
Damlayan kanın, aslında gülün gözyaşı olduğunu göremedin…
Işığınla aydınlattıkların,
karanlığının sebebi oldu mu hiç?
Görmediler, oysa güneş daha aydınlıktı —
ama yakıcıydı.
Yüreğin hiç paramparça oldu mu?
Düşüncelerin, cam kırıkları gibi kanattı mı içini?
Bir okyanusun karanlığında kayboldun mu hiç?
Işıksız kaldın mı, gökyüzü güneşken?
Anlayabildiler mi gözlerinden —
sen sustukça içinde batan o gemiyi?
Bahar tomurcukları gibi umutla baktığın yerleri,
kurak bir çöle çevirdiklerini fark ettiler mi?
Çocuk saflığıyla sarıldığın hayata,
yetiştirdiğin gülün dikeni batmadı mı eline?
Açtığı yarayı, gülün yaprağıyla sarmadın mı?
Damlayan kanın, aslında gülün gözyaşı olduğunu göremedin…
Işığınla aydınlattıkların,
karanlığının sebebi oldu mu hiç?
Görmediler, oysa güneş daha aydınlıktı —
ama yakıcıydı.
Şimdi öyle bir çıkmazdayım ki…
Uçurumlar var önümde, ve ben düşüyorum.
Kendimin elinden tutup kaldırabilir miyim, bilmiyorum.
Bu içine düştüğüm düşünce,
ipekten bir koza değil — dedim ya, cam kırıkları…
Ne hafif, ne ince;
etrafım kalın duvarlarla örülü.
Her bir tuğlasında gözyaşlarım, katre katre.
Dualarım var…
Farkedilmemiş, söylenmemiş yalanlar gibi;
dillendirilememiş gerçekler,
yarım kalmış hayaller…
Olabilecekken olamayan,
umut ettiklerimle doluyum.
Keşke bir balyozla kırsam şu duvarları,
çırpınarak çıkabilsem bu enkazın altından.
Ama başka türlüsü mümkün değil,
uçabilmek için biraz çırpınmak gerek.
Acımayın bana…
Güçlenmem için biraz daha yanmam lazım.
Hayat, gizliden gizliye, küçük yudumlarla, çatlaklarla canımı acıtıyor. Az önce başım döndü; sendelemeye yol açan türden bir baş dönmesi değil, beyindeki cansız bir boşluğa benzeyen ve bu boşluğun içgüdüsel olarak farkına vardığım bir baş dönmesiydi bu. Çok yalnızım, kalabalıklar tarafından kuşatılmışım.
Yazmayalı aylar oldu. O zamandan beri zihinsel bir uyku halindeyim, bir başkasının hayatını yaşıyorum. Temsili bir mutluluk hissediyorum sıklıkla. Hiç var olmamış gibiyim. Sanki bir başkasıyım. Düşünmeden yaşıyorum. Kendimi tanımaya başlıyorum. Bir varlığım yok benim. Olmak istediğim ile başkalarının beni dönüştürdüğü şey arasındaki boşluğum ben. Beni odamda rahat ve tek başıma bırakmanızı istiyorum sadece. Benim için hayat, uçuruma giden otobüs gelene kadar kalmak zorunda bırakıldığım yol kenarındaki bir handır sadece. Bu hanı bir hapishane olarak düşünebilirim çünkü içinde beklemeye zorlanıyorum; bir sosyal merkez olarak da görebilirim çünkü burada başkalarıyla karşılaşıyorum. Fakat ne sabırsızım ne sıradan. Hiçbir zaman aktif bir yaşam sürme konusunda becerikli olamadım. Daima hiç kimsenin atmayacağı yanlış adımları attım; diğer insanlara kolay gelen şeyler uğruna daima çaba harcamak zorunda kaldım.
Hayatım boyunca attığım her adımı yeniye karşı bir korku duyarak attığıma ve tanıştığım her insanın her gün daldığım korkulu düşünceleri beslemek için önüme sunulan, bilinmeyenin yeni ve canlı bir parçası olduğuna inandığım için her şeyden uzak durmaya, hiçbir yere gitmemeye, eylemlerimi en aza indirmeye, insanlarla ve olaylarla karşılaşmaktan olabildiğince kaçınmaya, vazgeçişte ilerlemeye ve mükemmelleşmeye karar verdim. İşte yaşamak bu kadar dehşet ve eziyet verici benim için.
Gördüğümü ya da dokunduğumu iddia edemeyeceğim buzlu camdan bir paravan vardı daima hayat ile aramda; ben o hayatta ya da o boyutta yaşamadım hiç. Düşlerim yıldırımdan korunmak için şemsiyenin altına sığınmak kadar aptalca. Kendime bakıyorum, ama kaybolmuşum. Kendimi tanırım; bu gördüğüm ben değilim.
Delilik yoksa nedir ki insan, canlı kanlı bir yaratıktan, üreten ve yaşayan bir cesetten başka?


Yorumlar
Yorum Yaz