BUDALA
İnsan, acı ve ağrıları sebebiyle çaresiz kaldığı noktada, yaşam artık yalnızca bir zorunluluk haline gelir.
Kendi için atacak adıma takati kalmadığında insan, ölüme yalın ayak koşacak gücü bulurmuş, bunu en çok yalnız kaldığında hisseder.
Yalnızlık bu dünyanın yaşanılabilir en büyük acısıdır.
Kalabalık bir ahmaklık, onlarca insan ve telefon rehberinde yüzlerce tanıdık olduğu halde, “iyi değilim” diyeceği bir insan bulamamak kadar korkunç ne olabilir?
Ağlamak, gülmek kadar insani bir davranışken aklım almıyor insanın yalnızca beni anlamazlar endişesi ile gözyaşlarını içine akıtmasını.
Gecenin en koyu, sabaha yakın vakitlerinde insanı uykusuz kılan acıların bir çözüm bulamayacağını, çünkü insanın depresyon anında hele ki bu saatlerde mantıklı düşünemeyeceğini söyleyebilir bütün psikologlar, psiko-analistler; lakin yanılıyorlar.
İnsan en çok bu vakitte mantığının en ince dehlizlerine ulaşabilir.
Bunun için gece yarısından sonra kişinin hoşlandığını düşündüğü kişi ile konuşmasının ve insanların bu saatlerde duygusal ve ruhsal açıdan daha şeffaf olduğunu söyler aşk doktorları (şarlatanlar).
Bu saatlerde konuşacağınız biri yoksa muhtemelen bu aşk ile ilgili bir konu değildir. Ölümün eşsiz güzelliği veya bir yağlı urgan ya da bir silahın sizi daha hızlı bu güzelliğin cezbeden yanlarına ulaştırmasının zihinsel savaşını veriyorsunuzdur.
Ya da basit bir uykusuzluktan kaynaklıdır.
Sahi, doğrular, basitlikler, bahaneler kime göre sınıflandırılmaktadır?
Benimki annem sanırım.


Yorumlar
Yorum Yaz